Sivas, Çite Minareli Medresesi nerede? Çifte Minareli Medresenin tarihi nedir? Çifte Minareli Medrese ne zaman kurulmuştur?
Atatürk ve Kongre Müzesi nerede? Atatürk ve Kongre Müzesi hakkında bilgi?
Sivas, Gök Medrese ne zaman yapıldı? Gök Medrese tarihi nedir? Gök Medrese nerede?
Divriği Ulucami ne zaman yapılmıştır? Divriği Ulucami hakkında bilgi nereden bulurum

Sivas, Çifte Minareli Medrese – Atatürk ve

Sivas’ın eski adı ve Tarihi


Hititler tarafından M.Ö.2000 yılında Toprakkale üzerine kurulmuştur.Hitit kavimi olan “Sibasip” adından Sivas kelimesi doğmuştur. Phrygia (M.Ö1200), Asur (M.Ö713), Roma (M.Ö100)  ve Bizans (395) dönemlerinden sonra 1071 yılında Selçuklu Türklerinin eline geçmiştir. Danişment Beyliği(1081-1171)başkent 1142-1171 tekrar Selçuklu, bir ara İlhanlı, Eretna (ilk başkent, 1327-1334)Kadı Burhanettin(1380-1398)dönemlerinden sonra 1398 yılında Yıldırım Bayazıd tarafından Osmanlı ülkesine katılmıştır.1400-1413 yılları arasında kaldığı Timur işgali dışında başka işgal görmemiştir. Osmanlı yönetiminde iken beylerbeyi merkezi idi. Sivas’a Atatürk ilk kez 27 haziran 1919 tarihinde gelmiştir. 4 eylül 1919 tarihin de Atatürk’ün başkanlığında 13 ilden gelen delegelerle 7 gün toplanan Sivas kongresinde Türk Kurtuluş savaşının ilk kararları alınmıştır. 23 nisan 1920 tarihinde ilk meclise seçilen Sivas milletvekilleri Rauf Orbay, Emir Paşa, Mustafa Taki, Hayri Rasim, Vasıf Ziya ve Ziyaettin beylerdir.1923 yılında il olmuştur.ilk valisi Faik beydir.Demiryolu Sivas’a 1930 yılında gelmiştir. 

ÇİFTE MİNARELİ MEDRESE,  SİVAS        


Sivas Çifte Minareli Medrese

Çifte minareli muhteşem portalı ve mimari karakteriyle aynı şehirde ve aynı yıllara ait Gök Medreseye çok benzeyen bir ikinci monumantal medrese, banisine izafeten Vezir Şemseddin Medreseside denilen çifte minareli medresedir. Medresenin arka kısmı yıkılmış ve burada 1882 yılında Sırrı paşa tarafından bir hastane yaptırılmıştır. Bugün sadece ön cephesi ayaktadır. Portal nişinin üç tarafını dönen kitabeden medresenin İlhanlı Veziri Şemseddin Cuveyni tarafından 670 h. (1271) yılında yaptırıldığını anlıyoruz. 1945 yılında minareleri onarılmıştır.Dikdörtgen planlı ise de ancak ön yüzü ve minareleri kalmıştır. Binanın iç kısmı 20. yüzyıl başında yıkılmıştır. Taş oymacılığının bir şaheseri olan taç kapısı 20 m. yüksekliğindedir. Çifte minareli medresenin portalı yüksek ve gayet süslüdür. Portalın iki yanında yükselen tuğla minarelerinin şerefeden üst kısımları yıkılmış, gövdelerini süsleyen çiniler zamanla dökülmüştür.Portal genel hatlarıyla Selçuklu portallarından farklı değildir.fakat süsleri pek çok yenilikler getirmiştir. Portalın sağında ve solunda değişik  yükseklikte olmak üzere beş pencere bulunur.Bunların söveleri de çok süslü ve güzeldir. Pencerelerin daha dışlarına da iki istinat kulesi konulmuştur. Oluklu gövdeleri konsollu çıkıntıları ve işlemeli şeritleriyle gözü dolduran bu kuleler Gök medresedeki gibi köşe kuleleri olmayıp cephede medresenin köşelerini belirten elemanlardır; çünkü binanın ön cephesinin iki yanında medreseye bitişik iki yapı daha vardır. Çifte minarenin plan şemasını  çıkartmak için bir süredir yerinde kazı yapan. Haluk Karamağaralının uluslar arası III.Türk Sanatları Kongresinde açıkladığına göre yan yapılardan güney tarafındakinin imaret, mukabilindekinin hama olduğu yolunda izler mevcuttur. Yine Karamağaralının açıklamasından medresenin iki katlı ve dört eyvanlı olduğunu öğrenmiş bulunuyoruz. Kale mahallesinde Selçuk sok.no:10 ‘da  Şifaiye medresesi karşısındadır.

ATATÜRK ve KONGRE MÜZESİ


Sivas Kongresinin yapıldığı salon

Mustafa Kemal ATATÜRK ve heyet-i temsiliye tarafından 2 eylül-18 aralık 1919 tarihleri arasında “Milli Mücadele Karargahı” olarak kullanılan bu bina Cumhuriyet tarihimizde çok önemli ve müstesna bir yer tutmaktadır.Binanın 5 ekim 1892 tarihinde Sivas Valisi Mazlum Paşazade Mehmet Memduh bey tarafından Mülki İdadi Binası olarak yaptırıldığını belirten dört satırlık kitabe, halen Sivas Müzesin de bulunmaktadır.19.yüzyıl Geç Osmanlı dönemi sivil mimarlık örneklerinden biri olan yapı, üç katlı ve iç avluludur.Dış cephelerinde taş, iç mekanlarda ise ahşap ana malzemedir.Mustafa Kemal Atatürk  ve arkadaşlarına üç buçuk ay süre ile resmi karargah olarak tahsis edilen bina Sivas kongresi içtimalarının burada yapılmış olması, Anadolu  da ki  Milli Mücadele hareketinin teşkilatlandırılarak millet iradesinin her türlü baskının, kişi ve zümre idaresinin üstünde olduğunun bütün dünyada ispatlanması ve Cumhuriyet yönetiminin temellerinin üstünde olduğunun bütün dünyada ispatlanması ve Cumhuriyet yönetiminin temellerinin burada atılmış olması ile tarihi bir hüviyet kazanmıştır.Sivas Kongresinin 19 vilayeti temsilen 32 üye katılmıştır. Ancak illerden seçilerek kongreye sonradan dahil olan delegeler nedeni ile bu sayılar değişiklik göstermektedir.Yapıldığı tarih den okul binası işlevini sürdüren yapı; idadi, sultani, Sivas lisesi  Kongre lisesi adları ile anılmıştır.1930 yılındaki bir tadilatta doğu cephesindeki esas giriş batı cephesine alınmış, çatısı sacla kaplanmıştır.1981 yılına kadar lise olarak hizmet veren binanın, Cumhurbaşkanı Kenan Evrenin direktifleri ile müze haline getirilmesi planlanmıştır.1981 yılında Kültür ve Turizm bakanlığına devredilen kongre binası; Bakanlığımızın eski eserler ve müzeler genel müdürlüğünce aynı yıl başlatılan müze amaçlı restorasyon teşhir ve tanzim çalışmaları sonucunda; bodrum kat depoların; laboratuvar ve fotoğraf hanenin yer aldığı mekanlar olarak; zemin kat Etnoğrafya müzesi; üst kat ise Atatürk ve Kongre müzesi olarak düzenlenmiştir. Mustafa Kemal Atatürk ve Heyet-i temsiliyenin bir müddet karargah olarak kullandıkları binanın müsamere salonunda 4-12 eylül 1919 tarihleri arasında sivas kongresinin içtimaları yapılmıştır.Tarihi kongre salonu ve Atatürk’e çalışma ve dinlenme odası, kongrenin yapıldığı günlerdeki hali ile muhafaza edilmektedir.Üst katta ayrıca kongre öncesindeki olayların Mustafa Kemal Atatürk’ün kongre hazırlığı ile ilgili tmimlerinin ve bildirilerinin sergilendiği salon; o zaman ki muharebenin temelini oluşturan telgraf odası; Sivas kongresi ile ilgili tutanakların yer aldığı salon; merkezi Sivas’ta kurulmuş olan anadolu kadınları müdafaa-i vatan cemiyetine ait bildiriler ve haberleri içeren belgeler ile irade-i milliye gazetesinin basıldığı matbaa makinası ve bu gazeteye ait nüshaların sergilendiği salonlar bulunmaktadır.Sivas kongresi sırasında ve sonrasında sivasta alınan tüm kararlara ait belgeler; cumhurbaşkanlığı köşkü- Atatürk özel arşivi, genelkurmay başkanlığı askeri tarih komisyonu, ve ateşe özel arşivi atatürk araştırma merkezi başkanlığı arşivlerindeki belgelerin örnekleri müzede sergilenmektedir. 

GÖK MEDRESE, SİVAS


Sivas Gök Medrese

Binada kullanılan firuze renkli çinilere izafeten gök medrese diye tanınır. Muhteşem mermeren portali üstün taş işçiliği ve süslemeleri ile Anadolu Selçuklu mimarisinin önemli eserlerinden biri olan gök medrese monümantal bir medresedir. Gök medresenin cephesi 31.25 metredir. Derinliğini ise kesinlikle söyleme imkanı yoktur; çünkü binanın ana eyvanı ile onun yanındaki büyük salonları ihtiva eden, doğu kısmı yıkılmış, salonların kapılarıyla eyvanın avluya bakan açık yüzü taşla örülerek kapatılmıştır. Diğer yandan eni belli olan ana eyvanın derinliğini tahmin ederek binanın yan cephesinin takriben 43 m. Uzunluğunda olduğunu söyleyebiliriz. Gök medresenin ön cephesi gayet muntazam olmakla birlikte kitlesi bütünüyle aynı düzene sahip değildir. Güney duvarı geride bir çıkıntı yapar. Ön cephenin köşelerinde ve yanlarda yuvarlak dayanma kuleleri vardır.Bugün mevcut olmayan arka kısma ait dış duvarlarında  aslında aynı şekilde yuvarlak kulelerle takviye edilmiş olduğu düşünülmelidir. Gök medresenin kapısından ölçüleri 7 m.- 4 m. Ve üstü dört kollu bir yıldız şeklinde tonozla örtülü olan giriş eyvanına geçilir. Giriş eyvanının yanlarında karşılıklı iki kapı bulunur ki bunlardan kuzeydeki medresenin mescidine mukabilindeki ise dar ül-kura olduğunu tahmin ettiğimiz odaya aittir. Her iki hacimde kubbeli biri dışarıya diğeri avluya bakan iki pencerelidir ve portalın  köşelerinde yükselen minarelerin merdivenlerine bu odadan erişilir. Öte yandan mescid diğer odaya nazaran daha büyük yapılmıştır.Bir kenarı 5.90 m. olan kare biçimindeki  bu mekan bütünüyle  üçgenli bir kuşak üzerine oturan bir kubbeyle örtülmüştür. Dar ül-kura ise eş derinlikte olmakla birlikte daha dar düşünülmüş kubbesi odanın batı ucuna bir kemer atılarak kareye tahvil edilen kısım üzerine oturtulmuştur. Medresenin ön kısmının köşelerine iki dikdörtgen ve sivri beşik-tonozlu salon konulmuştur. Portal cephenin merkezinde bulunduğu ve mescid kütüphaneden daha geniş yapıldığı için mescidin yanına tesadüf eden salon diğerine nazaran daha dar’ dır. Her iki salonda köşede bulunduğunudan ve doğu yönündeki duvarları avlunun alt sınırıyla  aynı hizada bulunduğundan bu hacimlere giriş mimari zorlanarak elde edilmiştir.24.25 m.-14.50 m. ölçülerindeki avlunun her iki yanı revaklıdır. Yedi açıklıklı revakların orta açıklıkları  yandakilerden daha geniş olup bunların gerisinde tali eyvanlar, eş genişlikteki yan açıklıkların gerisinde  de üçer adet sivri beşik tonozlu hücre bulunur. Hücrelerden avlunun güney-doğu köşesindekiler diğerlerinden daha derindir ve medresenin arka cephesinin ön cepheye nazaran daha geniş olması bu yüzdendir. Revakın sutunları simetrik değildir. Gövdelerin bazıları mermer bazıları kalkerden yapılmış, spolyen başlıklarla birlikte yuvalı ve palmetli Selçuklu başlıklarıda kullanılmıştır. Gök medrese gerek tuğla ve çini gerekse taş süsleme bakımından son derece zengin bir yapıdır.Bugün zeminden  4.20 m. yüksekliğe kadar duvarları sıvalı fakat üst kısmı mor çini kakmalı tuğla olan mescidin aslında tamamen tuğla olduğu ve duvarların sonradan sıvandığı mihrab üstünde kalan çini kaplamadan bellidir. Kubbe 16 köşeli bir poligon meydana getiren 145 cm. yüksekliğinde üçgenli kuşak üzerine biner. Üçgen panolar çerçevelerle belirtilmiş ve çerçeveler mavi zemin üzerine siyah bitki motifi çinilerle kaplanmıştır. Enli bir silmeden sonra 70 cm.kalınlığında ve üzerinde beyaz ve mavi zemin üzerine patlıcan moru renginde harflerle yazılmış bir ayet bulunan şerit poligonu daireye çevirir.kubbenin alttan 80 cm. lik kısmı üçgenli kuşak gibi mor kakmalı tuğladan yapılmıştır. Üstü ise sıvalıdır.Diğer bir tuğla elemanda gövdeleri oluklu minarelerdir. Minarelerin aynı zamanda payanda vazifesi gören kaideleri portalın iki yanında oun entegral parçaları şeklinde yapıldığından portal gayet geniş durur.Minarelerin altına rastlayan dış kısımlar girift kabartma örgüler geometrik desenli bandlar ve silmelerle süslenmiştir.Sağda ve solda tam orta yere sekiz köşeli birer yıldız onların altınada sivri kemerli panolar içerisinde yaprak, çiçek ve narlardan müteşekkil bitki demetleri şeklinde hayat ağacı motifleri konulmuştur.Portal nişi yüksek ve sivri kapı kemeri basıktır.Kemerin duvara bindiği yerde kabartma şeklinde hayvan başları figürleri görülür.Paravana gibi kırık satıhlı mihrabiyeler sade olarak işlenmiştir; fakat mermerden inşa edilmiş portal bütünüyle çok süslü bir eserdir. Portalın sağında ve solunda biri mescide diğeri dar ül-kura ya ait pencerelerin söveleri mermerden yapılmıştır. Cephenin köşelerindeki kulelerde kabartma örgüler ve baklavalar içinde palmetlerle süslenmiştir. Cephenin kuzey kanadında köşe kulesiyle pencere arasında duvara inşa edilmiş kemerli ve üç lüleli çeşme de devrine aittir.Portal kapısının ve mihrabiyelerin üstündeki kitabesine nazaran Gök medrese 4. Kılıç Arslanın oğlu III.Gıyaseddin Keyhüsrev devrinde vezir Fahreddin Ali tarafından yaptırılmıştır. Sahib Ata’nın  adı çeşmenin üzerinde ve avludaki kitabelerde de yazmaktadır. Portal nişinin yanlarında köşe sutunlarının üstündeki iki pano içinde solda Amel-i Üstad sağda Klüyanul Konev-i yazılıdır ki bundan mimarın Kaluyan olduğunu anlıyoruz.Gök medresenin inşa tarihi 670 h.(1271) dir.Gök medrese ile ilgili henüz kesinlikle halledilmemiş bir problem binanın aslında iki katlı bir yapı olduğu yolundaki tezdir.Erzurum da ki  Çifte Minareli Medreseye çok benzemesi ve kuşatma duvarlarının mevcut hücreler üzerine bir kat daha çıkılmasına izin verecek şekilde takriben 10 m. yükseklikte olması sanat tarihçilerini Gök Medresenin aslında iki katlı olarak inşa edildiği ve üst katın sonradan muhtemelen Timur istilasında tahrip edildikten sonra bugünkü haline geldiği yolunda görüşler vardır.

DİVRİĞİ ULUCAMİİ


Divriği Ulucami

Çeşitli uygarlıklara sahne olan Divriği’ye Malazgirt zaferinden sonra, Türkler yoğun bir şekilde yerleşmişler, Alparslan’ın komutanlarından Mengücek Gazi tarafından alınır. Erzincan, Kemah ve Divriği’ye yerleşerek Mengücekoğulları devletini kurmuşlardır. Erzincan-Kemah ve Divriği olarak iki kol oluşturan Mengücekoğulları’nın bir koluna Divriği merkezlik etmiştir. Divriği bu devirde çok imar görmüş ve Mengücekoğulları, sosyal alandaki kuruluşların yapımına önem vermişler, yaptırmış oldukları sanat değeri çok yüksek anıtlarla da övülmeye layık bir Selçuklu kolu olarak tarihteki yerlerini almışlardır. Mengücekoğulu Ahmed Şah ve eşi Turan Melek tarafından 1228 yılında yaptırılmış olan Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, Anadolu’da eşine rastlanamadığı gibi, dünya sanat tarihinin de en ilginç eserlerinden biri olarak evrensel nitelikli bir baş yapıt teşkil eder. Eşsiz bezemeleri ile, dönemin taş işçiliğini aşan bu anıtın özgün bir üslubu vardır. Divriği mucizesi ya da muamması denilen, öncesiz ve sonrasız bu üslup Selçuklu dönemindeki sanat ve zenaat ortamının bütün biçimsel sözlüğünü içeren, adeta ansiklopedik bir birikimi sergilemektedir.

Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası Divriği Kalesinin güneyinde, Iğımbat tepesinin batı eteğinde yükselmektedir. Divriği Ulu Cami, Kale Cami’ni yaptıran Mengücek beyi Şahinşah’ın torunu ve Süleyman Şah’ın oğlu Ahmed Şah tarafından 1223 yılında yaptırılmaya başlanmıştır. Anıtın baş mimarı Ahlatlı Hürremşah’tır. Caminin mükemmel bir işçilikle yapılmış olan ahşap minberi, Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed adlı bir sanatkara aittir ve 1240 tarihini taşımaktadır. Ulu Cami’nin orijinal vakfiyesinin tarihi ise 1243 olup, anıtın yapımı oldukça uzun sürmüştür. 

Ulu Cami’nin güneyinde, bitişik nizamda inşaa edilmiş olan Darüşşifa yer alır. Uzaktan ve yakından bu iki yapı ayırt edilemediğinden, Ulu Cami deyimi her iki yapıyı da kapsar. Cami ile darüşşifa, 32X64 m.=1280 m2, Darüşşifa 24X32 m.=768 m2 dir. Cami, 16 sütunlu enlemesine ve boylamasına beş sahın oluşturmakta, üstü 23 tonoz ve iki kubbe ile örtülüdür. Sekiz köşeli olan sütunlar geniş başlıkları taşımaktadır. Duvarların kalınlığı 140 cm. dir. Mihrap, biçim ve dekoratif özellikler açısından Anadolu’da tektir.  Caminin, kıble kapısı (kuzey taç kapısı), batı yönünde çıkış kapısı olan Çarşı kapısı (batı kapısı) ve doğuda yer alan Şah kapısı olmak üzere üç girişi vardır. Camide tarih ve isim veren kitabeler 4, usta imzaları 4, besmele, ayet ve dua yazılı olan 21 yazılı pano yer almaktadır.

Kıble kapısı (kuzey taç kapısı), Selçuklu yapılarının kapılarında olduğu gibi, yapıya göre daha yüksek ve dışa taşıntılı biçimdedir. Barok stilde tasarlanmış olan bu taç kapı  14.5 m. yükseklikte, ve 11.5 m. eninde, 4.5 m. derinliğindedir; portal duvar cephesinden ileriye doğru 1,6m. dışa doğru taşırılmıştır.

Taç kapının iki kanadında simetri izlenimi vererek arka arkaya sıralanan, hemen hemen bağımsız durumdaki yüksek kabartmalar, her dalında ufak ağaçların, ince sütunlardan kocaman yaprakların, ayna denilen ve üzerleri yıldız kabartmalı yuvarlak levhaların çıktığı plastik bir görünüm sergilemekte, kapının har iki yanında kırma motifler ve vazo motifi yer almaktadır. Kapının planı ve bezemeleri, benzerine asla rastlanamayan bir tasarım hüneri sergileyen, kompozisyonu, cephe güzelliği, malzeme seçimi, kabartmaları, plastiği, anıtsal etki ve ışık gölge derinlikleri yönünden üstünlük taşımaktadır. Sanatkar sanki bitki motifleri ile bir cennet bahçesi tasarlamıştır.

Kapıda yer alan iki kitabenin ince iki satırlık olanında, Alaaddin Keykubad devrinde yapıldığı, iri harfli, yüksek kabartmalı ve zemini çiçek motifli olan diğer kitabede ise 1228 yılında Süleyman Şah oğlu Ahmed Şah tarafından yapıldığı belirtilmektedir. Bu kitabenin çiçek zemini içinde, başında ve sonunda olmak üzere stilize bülbül ve gül kabartması ilgi çekici bir kompozisyondur.

Caminin batı yönünde bulunan Çarşı kapısında (çıkış kapısı) 9.5 m. yükseklik, 6 m. en, 2.6 m. derinlik ve 1.4 m. taşıntı vardır. Selçuklu sanatında rastlanamayan özellikteki bu kapı üzerinde, 1228 tarihini veren bir kitabe bulunmakta, kapının bütün yüzeyini, ince ayrıntılarla, zengin bitkisel motifler örtmektedir. Bu süsleme, adeta bir halı ve eşsiz desenlerle bezeli bir kumaşa benzetildiğinden bazı bilim adamları tarafından bu kapıya “Tekstil kapı” denilmiştir. Kapı çıkıntısının sağ ve solunda çift başlı birer kartal, nişin yan yüzeyinde ise tek başlı bir kartal bulunmaktadır; pek çok hanedan tarafından kudret ve egemenlik simgesi olarak kullanılan bu sembol, hiçbir yerde buradaki kadar zarif işlenmemiştir.

Doğu yönündeki şah kapısı, fonksiyonuna uygun olarak “Taht kapısı” olarak da bilinmektedir. Yüzeyi bitkisel, geometrik, yıldız, düğüm, saç örgüsü motifleri ile bezemelidir.

Minare, caminin kuzeybatı köşesinde yer alır ve  silindirik gövdeli bu minare, caminin asıl minaresinin yıkılmasından sonra, Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1523 yılında yenilenmiştir.

Divriği Ulucami’nin her biri bir sanat eseri olan halı ve kilimleri İstanbul Halı ve Kilim Müzesi’nde sergilenmektedir.

Camiye güney yönünden bitişik olan Darüşşifa (Turan Melek Darüşşifası),  Erzincan Emiri Fahreddin Behram Şah’ın kızı ve Ahmed Şah’ın eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır. 18.yy da medrese haline getirildiği için Şifaiye medresesi de denilmektedir. Görkemli ve zengin süslemelerle bezeli taç kapısı, dört eyvanlı, orta avlusu kapalı plan şeması ile, Orta Asya Türk yapı geleneğine bağlı, benzersiz bir Mengücek anıtıdır. 1206 Kayseri ve 1217 tarihli olan Sivas Darüşşifası gibi, Divriği Darüşşifası da günümüze bozulmadan gelen, en sağlam, en eski Selçuklu tıp merkezlerinden biridir.

Darüşşifa kapısı, yükseklik ve plan bakımından yepyeni özellikler gösterir. Yarım bir eyvan görünümünde olan taç kapının kemeri, işlemeleri ile bir başbağı veya tacı andırmakta, adeta bir kadın başını simgelemektedir. 14 m. yükseklikte ve 10.5 m. derinlikte olan kapının sol payesinde, üçgenler içinde gizlenmiş bir ustalar rölyefi vardır. Taç kapının dış sütun demetlerinin üzerinde de biri sol diğeri sağ tarafta olmak üzere erkek ve belirgin örgülü saçı ile kadın (şah-melek) kabartmaları yer alır ki bunların egemenlik, aydınlık, mutluluk, umut gibi kavramları sembolize ettiği Sivas Darüşşifası’nın da iç eyvanının iki yanında bulunan kadın erkek kabartmalarında olduğu gibi ay ve güneşi simgelediği de düşünülmektedir. Sütun demetlerinde yer alan geometrik bordür, Selçuk kaftanlarının kollarındaki kol bağlarına benzetilir. Tabandan yükselen bu sütun demetleri, kapı üzerinde yer alan diskler, kartuşlar plastik biçimli palmetler, ışık-gölge oyunları ile olağanüstü bir sanatı sergiler. Kapı kavsarsının altına gelen alınlık da yıldız motifleri ile dekore edilmiş olup, beş köşeli yıldız motifleri ilk olarak Divriği Darüşşifası’nda bulunmaktadır. Alınlığın altında birinci kata ışık veren pencere bulunur. Bu dikdörtgen ve bölmeli pencere, son derece zarif işlemeli bir sütuncuğun ardında olup, bombeli bir profille sınırlandırılmıştır. Bu anıtsal kapıda, büyük ve kitlesel taşlar ustalıkla ve özellikle yıldız ve ay motifleri, palmet örnekleri, yaprak frizleri, yuvarlak dilimli yelpazeler, bir çok süsleme ile uyum içinde, görenlere sonsuz bir hayranlık uyandıran destansı nitelikteki zevk inceliği ile sunulmaktadır.

Darüşşifa’da iki kitabe vardır; girişinin üzerinde yer alan ilk kitabede binanın 1228 tarihinde  Melike Turan Melek tarafından yaptırıldığı, iç mekandaki diğer kitabede ise   “Ahlatlı… Hürremşah’ın eseri” olduğu belirtilmektedir.

Bu anıtsal kapıdan sağ ve solunda birer koğuşun bulunduğu giriş eyvanına geçilir ve ikinci bir kapı ile iç avluya ulaşılır. Revaklı avlunun ortasında küçük bir havuz vardır. Ana eyvanın kuzeyinde dıştan kırık pramidal, içten kubbeli türbe bulunmaktadır. Türbede Ahmet Şah, eşi ve ailesine ait onaltı kabir bulunur. Bunlardan iki tanesi Selçuklu çinileri ile kaplı olup Ahmed Şah ve Turan Melek’e aittir. Türbeye ayrıca camiden de geçilmektedir.

Darüşşifanın yönetimi ile ilgili en eski vakfiye XIV.yy. sonlarında düzenlenmiş olup,  orijinal vakfiye ele geçmemiştir. XIV.yy. düzenlenen bu vakfiyede, hem vakıflarının, hem de mütevellilerinin hep kadın olduğu görülmektedir. Darüşşifanın yalnızca yaptırıcısının değil, yöneticilerinin/mütevellilerinin de kadınlar olduğu ele geçen belgelerden anlaşılmaktadır.

UNESCO’nun koruma çalışmaları kapsamında yürütülen “Dünya Kültür Mirası” listesinde Türkiye’den dokuz doğal ve kültürel varlık bulunmaktadır. 1985 yılında, bu listede yer alan ilk üç varlık içinde olan Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası, özgün mimarisi, estetik, kültürel ve evrensel değeri ile ayrıca, 13.yy.da kadın-erkek eşitliğini de simgeleyen bir anıt olarak bu listeye alınmaya layık görülmüştür. Dünya Kültür Mirası  listesinde yer alan diğer doğal ve kültürel varlıklar içinde Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası eser olarak (diğerleri SİT alanıdır) tektir.

Divriği Ulucami Hakkında Kısa Bilgi Notları ve Cami Kapıları Üzerindeki Yazıtların Anlamı

Şifa Yurdunun Kapısı Üstündeki Yazının Anlamı:

El Melik Es Seyit Fahrudden Bahram Şah’ın kızı Allah’ın affına muhtaç adaletli Kraliçe turan Melek Allah rızası için bunun mübarek şifa yurdunun inşasını emretti. 

Batı Çarşısı  Kapısı Üzerindeki Yazının Anlamı:

Allah Rızası için önce bu mübarek Cami, Allah’ın rahmetine muhtaç zayıf kulu  Ahmet Şah Bin Süleyman Şah, Bin Şahin Şah, müminlerin yardımcısı tarafından tesis olunmuştur. Allah mülkünü daim ve kadrini yüce etsin.

Kale Kuzey Kapısının Üzerindeki Yazının Anlamı:

Allah’ın rahmetine muhtaç, zayıf kul Seleyman Şah’ın oğlu Ahmet bu mübarek caminin inşasını emretti. Allah mülkünü daim kılsın. 

Doğuda Bulunan Şah Kapısının Üzerindeki Yazının Anlamı:

Mülk tek ve Kahhar olan Allah’ındır. Mimar Ahmet

Cami İçindeki Minberin Sol Köşesindeki Yazının Anlamı:

Müminlerin yardımcısı, Ahmet Şah Bin Süleyman Şah Bin Şahin Şah  (Allah mülkünü daim kılsın) bu mübarek minberin dikilmesini emretti. Mimar Tiflisli Ahmet Bin İbrahim

Bu sayfayı değerlendir!
[Total: 1 Average: 5]
Kategoriler: