Mevlana Celalettin Rumi kimdir? Mevlana nerelidir? Mevlana ne zaman yaşamış? Mevlana felsefesi nedir?


Mevlana Celalettin Rumi (Muhammet)


Mevlana, Celalettin Rumi, Molla Hünkar, Mevlana Hünkar, Hüdavendigâr da denir. İslam sufi, şair ve mevlevi tarikatının kurucusu (BELH 1207 – KONYA 1273). 

Babası, Sultan ül-Ülema ünvanıyla ün yapmış Bahattin Velet’tir. Dedesi Hüseyin Bin Ahmet Hatibi’nin Alaettin Harizmşah’ın damadı olduğu, Sultan ül-Ülema’nın bu hükümdar ve ayrıca felsefeci, din bilgini Fahrettin Razi (1149-1209) ile ilişkileri hakkında verilen bilgiler gerçekle bağdaşmaz. Ayrıca, Sultan-ül Ülema’nın Fahrettin Razi ve onu tutan hükümdarı eleştirmesinin, BELH’ten ayrılış nedeni olarak gösterilmesi de gerçeğe uymaz. Çünkü, Fahrettin Razi Sultan ül-Ülema’nın Belh’ten ayrılışından 7-8 yıl ve belki de daha fazla bir süre önce (1209) ölmüştü.1221 yılından önce Belh’ten ailesi ile birlikte ayrılır. Önce Bağdat’a, oradan Hac için Mekke’ye uğradıktan sonra, o tarihlerde her türlü düşüncenin hoşgörüyle karşılandığı ya da tartışılabildiği Anadolu’ya geçti. Malatya, Erzincan, Akşehir yoluyla günümüzde KARAMAN adı verilen LARENDE’ye geldi. Burada Selçuklu Emiri Musa’nın yaptırdığı Medrese’de kaldı.Oğlu Mevlana’yı Semerkand’lı Lala Şerafettin’in Kızı Gevher Hatun ile evlendirdi (1225). Bir süre sonra Selçuklu Sultanı I.Alaettin Keykubat’ın çağrısı üzerine oğlu ile birlikte Konya’ya gitti (1228). Sultan ül-Ulema bu kentte vefat etmiştir.(1231) Ertesi yıl, babasının eski müritlerinden Burhanettin Muhakkık-i  Tirmizi  Konya’ya gelerek MEVLANA’ya : “Baban hem dışla hem de içle (ruhla) ilgili bilimleri baban kadar biliyorsun, ancak içle ilgili bilimler konusunda henüz yetişmemişsin!” dedi. Bu sözler üzerine MEVLANA, Tirmizi’nin 9 Yıl süre ile onun ölümüne kadar (1232-1241) müritlik etti. Bu arada Mevlana’nın öğrenimini ilerletmek için Şam’a gittiği söylenirse de bunu kuşkuyla karşılamak gerekir. Burhanettin Muhakkık’ın ölümünden sonra bir süre Medreselerde ders veren Mevlana 1244’te ŞEMS-İ TEBRİZİ ile karşılaştı. Bu tarihten sonra ikisi arasında büyük bir yakınlaşma ve mistik sevgi doğdu. 

MEVLANA ve ŞEMS, haftalarca inzivaya çekilerek toplumdan ayrı yaşadılar. Ancak, bu davranışları Mevlana’nın ailesi ve öteki müritler arasında tepkilere yol vardı. Öldürülmekten korkan Şems, Şam’a kaçmak zorunda kaldı. Mevlana, oğlu SULTAN VELET’i Şam’a yollayarak Şems’in Konya’ya dönmesini sağladı. Şems, bir söylentiye göre aralarında Mevlana’nın oğullarından Alaettin’in de bulunduğu 7 kişi tarafından bıçaklanarak öldürüldü ve cesedi bir kuyuya atıldı. Mevlana, Şems’in öldürülmüş olabileceğine bir türlü inanmadı, önceki gibi Şam’a kaçmış olabileceğini sanarak iki kez onu bulmak için bu kente gitti. Ancak, sonunda Şems’in kendi içinde yaşamını sürdürdüğüne inanarak avundu ve ona karşı duyduğu büyük sevgiyi yazdığı gazellerinde dile getirdi. Çok geçmeden Şems’in yerini Selahattin Zerkubi adlı müridi aldı. Selahattin, Şems kadar bilgili ve coşkulu olmamakla birlikte iyi huylu ve Mevlana’ya olan candan bağlılığı ile tanındı ve tarikatta müritlerin yetiştirilmesiyle görevlendirildi (1254). Selahattin öldükten sonra yerine, Mevlana’nın Mesnevisi’ni yazmasına neden olan Türk kökenli Hüsamettin Çelebi (1263) geçti. Hüsamettin Çelebi, 10 Yıla yakın bir süre halifelikle birlikte Mevlana’nın katipliğini de yaptı. Mevlana, Mesnevi’yi bitirdikten bir süre sonra günümüzde her yıl tören yapılarak anıldığı 17 Aralık 1273’te vefat etmiştir. 

Müslümanların yanısıra, öteki dinlerden olanların da katıldığı görkemli bir cenaze töreniyle Konya’da bugünkü Türbesindeki yerine gömüldü. 

Mevlana’nın ölmezliğini sağlayan yapıtlarının başında MESNEVİ-İ MANEVİ ya da sadece MESNEVİ’si gelir. Bu yapıtın, kutsal kitaplara yakın bir düzeyde olduğunu belirtmek için, Mevlana hakkında “O, bir peygamber değildir, amma kitabı var” denilmiştir.Attar’ın CEVHER ÜZ-ZAT’ından esinlenerek kaleme alınan bu yapıtın ilk 18 beyti dışında, tamamı çağrışım ürünüdür ve öykü içinde öykü anlatılır. DİVAN-I KEBİR ya da KÜLLİYAT-I ŞEMS, aruz vezninin 24 kalıbında ayrı ayrı yazılmış 24 divandan oluşur. FİHİ MA FİH ise, Mevlana’nın konuşmalarının çevresindekilerce saptanıp biraraya getirilmesinden ortaya çıkan bir yapıttır ve Mevlana’nın türlü konulardaki görüş ve düşüncelerini yansıtır. Yapıt, iki kez Türkçe’ye çevrilmiştir. İngilizce bir çevirisi de vardır. MECALİSİ SEBA, Mevlana’nın Yedi Öğüdünü içerir; Farsça metni Türkçe çevirisiyle birlikte basılmıştır (1937). MEKTUBAT, çevresindekilere, devlet adamlarına ve kendi aile bireylerine yazdığı mektuplardır. Mevlana tüm yapıtlarını Farsça  yazmıştır.

Mevlana’nın bütün görüş ve düşünceleri VAHDET-İ VÜCUT (VARLIK BİRLİĞİ) kuramına dayanır. Mevlana’ya göre, evrende maddi ve manevi ne varsa hepsinin kökeni, tektir. Nitekim, İki Tanrılı (İyilik ve Kötülük) dinlerde de ikilikten söz edilemez. Çünkü, bu iki tanrıyı anlatan kavramların varlıkları, birbirlerinin var olmalarına bağlıdır; kötülük olmasa iyilikten, iyilik olmasa kötülükten söz edilmez. İyiliğin değeri, ancak kötülük ile kötülük de iyiliğin var olması ile anlaşılabilir. Mevlana’nın evrendeki olaylara böylesi bir anlayışla bakması, onu hoşgörülü yapmış ve bağnazlıktan uzak kalmasına neden olmuştur. Ona bu nitelikleri kazandıran, yaşadığı dönemin ANADOLU’sudur. Anadolu, o dönemde her türlü düşünce tartışmasının açıkça ve rahatça yapılabildiği bir ülke idi. 

Mevlana, büyük bir olasılıkla, bu nedenle ve Hıristiyanlığın da etkisiyle poz vererek kendi resmini yaptırmaktan ve kadınların örtünmelerine (tesettür) karşı olduğunu söylemekten, İslâm Dini’nde günah sayılmasına karşın, kaçınmamıştır. Böyle davranmasını yalnızca yaşadığı çevre değil,aynı zamanda İslâm Dini hakkındaki geniş bilgisi de sağlamıştır. Çevresi, ona din hakkındaki görüşlerini korkusuzca söyleyebilme olanağı vermiştir.Nitekim bu durumu sezen Oğlu SULTAN VELET, bir gün babasına: “Eskiden ya da başka bir ülkede yaşasaydın, bu düşüncelerinden ötürü Hallac gibi derini yüzerlerdi” demiştir.


MEVLEVİLİK


... İYİ İNSANLARIN ŞARKILARI
TA YUKARLARDAN AŞAĞILARA
GÜNEŞİN IŞIKLARI GİBİ İNİYOR.
İYİ İNSANLAR YAĞMUR DEMİYOR, KAR DEMİYOR,
ORTALIK KIŞ KIYAMET,
KOLLARI SIVAMIŞLAR,
TAZE YAZ MEYVELERİ YETİŞTİRİYORLAR.
BEN SUSTUM.
SOFRA KURULDU.
ONLAR GÜL BAHÇESİNDEN YOLA ÇIKTI,
BİR GÜL BAHÇESİNE DOĞRU.” 
Mevlana Celaleddin

Tarikatlardan söz eden kitaplarda Mevlevilik için şunlar söylenir: “Mevlevilik, (Efendimiz) anlamına gelen MEVLÂNA adıyla da anılan BELH’li MUHAMMED CELALEDDİN’e nisbet edilen bir tarikattır… MEVLANA, kendisine intisap edenlere zikir vermediği gibi bu kabul, bir törenle de kayıtlanmamıştı… Mevlana zamanında ona intisap edenlerin özel bir giyim-kuşamı da yoktu… Tarikatın kuralları kendisinden sonra gelenlerce konmuştur. Çünkü onun sağlığında hiçbir zaman böyle bir şeyi düşünmediği kesindir… Mevleviye, İslâm Dünyası’nın en önemli ve yaygın tarikatlarından biridir. Güzel sanatlarla, özellikle Musiki ile olan ilgisi, Sanat Tarihi açısından olduğu kadar Tasavvuf Tarihi açısından da mühimdir. 

Tarikatın merkezi KONYA’daki dergâh’tır. Diğer şehir ve ülkelerdeki MEVLEVİHANELER buradan yönetilirdi. 1925’ten sonra merkez HALEP’e taşındı. Mevlevihaneler adet olarak az, fakat geniş bir sahayı içine alırdı… Mevleviye’nin kolu yoktur. Şems Kolu, Veled Kolu gibi iki kol gösterilirse de bunlar daha çok meşrep ve neş’e farklılıklarıdır. Şems kolu rinddir, Veled kolu zâhiddir, ehl-i sünnete bağlıdır. 

… Mevlevilik daha çok tahsilli çevrede, özellikle sanatkârlar, şairler, musikişinaslar arasında yayılmıştır… Mevlevilik aşk, cezbe, sema ve musiki üzerine kuruludur…”


TURİZMİN HİZMETİNDE


Mevleviliğin günümüzdeki görünüşü oldukça “turistik”tir. Mevlevi adap ve erkânı, tekkenin bazı uygulamaları, kimi çevrelerce turizmin hizmetine verilmiştir. Mevlevilik konusunda hassas oldukları bilinen kimse ve grupların da bu konuda bir şikayetleri duyulmamaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlıkları, Özel kuruluşlar, Kültür Dernekleri ile Mevlana’nın ayinleri tertip etmekte, bazı kimseler bunu bir kazanç ve itibar vesilesi yapmaktadır. Ülkemizde Mevlana Otobüs Şirketi, Mevlana Turizm Bürosu, Mevlana Oteli ve Palası, Mevlana Kebapçısı ve Lokantası, Bilardo Salonu, Mevlana Video Şirketi… vardır. 

Mevlana’nın torunu Ulu Arif Çelebi, Karamanlıların, “Biz komşuyuz ve sizi seviyoruz. Siz ise yabancı olan Moğolları istiyorsunuz” şeklindeki yakınmalarına şu cevabı vermiştir: “Biz dervişleriz. Bizim nazarımız Tanrı’nın iradesine bağlıdır. O kimi ister ve memleketi kime verirse biz de onun tarafında olur, onu isteriz.” 

Günümüzde bile, kendisi için yapılan anma törenlerinde Mevlana’dan en çok aktarılan sözler, “GEL, GEL, NE OLURSAN OL YENİ GEL…” diye başlayan rubaidir. 

Mevlana’ya aidiyeti şüpheli olmasına rağmen bu mısralar Mevlana’ya ne Mevleviliğe ilgi duyan iç ve dış çok geniş bir kitlenin parolası haline gelmiştir.


MEVLANA MÜZESİ


Konya’da Mevlana Türbesi ve Mevlevi Dergâhı Külliyesi’nde açılan Müze (1927). Altı Bölümden oluşan Müze’de Mevlana ve Mevlevilikle ilgili çok çeşitli ve değerli yapıtların yanı sıra, elyazması kitaplar (Mesnevi’nin eski yazma nüshası, Divan-ı Kebir, Sultan Velet Divanı bunlar arasındadır). Ünlü Osmanlı Hattatlarının eserlerinden örnekler, çeşitli dönemlerden ahşap ve metal yapıtlar, halılar, kilimler, kumaşlar sergilenmektedir.

Bu sayfayı değerlendir!
[Total: 0 Average: 0]
Kategoriler:

0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir