Çin’i Batı’ya bağlayan eski ticaret yolu. İki büyük uygarlık olan Roma ile Çin arasında hem mal, hem de düşünce alışverişinde önemli rol oynamıştır. Doğuya yün, altın ve gümüş, Batı’ya ise ipek gönderilen bu yol üzerinden Nesturilik ve Budacılık (Hindistan üzerinden) Çin’e taşınmıştır. Xi’an’dan başlayan 6. 400 km uzunluğundaki İpek Yolu gerçekte bir kervan yoluydu. Kuzeybatı yönünde Çin Şeddi’ni izler, Taklam akan çölünün yakınlarından geçerek Pamir Dağlarını asar ve Afganistan’ı geçtikten sonra Doğu Akdeniz’e ulaşırdı. Burada gemilere yüklenen ticari mallar Akdeniz üzerinden Batı’ya gönderilirdi. Yolun tümünü geçen yolcu şayisi çok azdı; mallar aracılar arasında aktarma yoluyla taşınırdı. Zamanla Romalıların Asya’daki topraklarını kaybetmesi ve Ortadoğu’da Arapların güçlenmesi sonucunda İpek Yolu’nun güvenliği azaldı ve yolculuk yapılamaz hale geldi. Moğollar döneminde (13. ve 14. yüzyıl) yol canlandı ve Marco Polo Hitay’a (Çin) giderken İpek Yolu’nu izledi. Günümüzde yolun Pakistan ve Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi (Çin) arasındaki bölümü asfalt yol olarak kullanılmaktadır. Birleşmiş Milletler’in Asya’yı boydan boya geçecek karayolu projesi İpek Yolu’ndan esinlenilmiştir. 

KRAL YOLU

Perslerin Bati Anadolu kıyılarını İran’a bağlamak için M. Ö 6. yüzyılın sonlarında yaptıkları ve M. Ö. 4. yüzyılın ilk yarısına değin kullanılan yol. Herodotos’un verdiği bilgiye göre Kral Yolu, Güneybatı İran’da Susa’daki Memnon Sarayı’ndan Bati Anadolu’daki Sardes’e kadar yaklaşık 2. 500 km uzunluğundaydı. Günde 25-30 km yürüyerek üç ayda ulaşılabiliyordu. Atlı ulaklar ise Sardes’ten Susa’ya dokuz günde gitmekteydi. Pers kralı 1. Dareios’un yaptırtmış olduğu bu yol boyunca 111 konaklama merkezi bulunuyordu. Yol güvenliği her eyalette satrapların aldığı önlemlerle sağlanıyordu. Araba trafiğine elverişli olduğu anlaşılan Kral Yolu’nun yüzeyi tas kaplama değil, çoğu yerde bir tür stabilize idi. Bazı yerlerde de yol, kayaların kesilip düzeltilmesiyle oluşturulmuştu. Kral Yolu’nun Anadolu içerisindeki izlediği güzergah kesinlikle saptana-bilmiş değildir. Herodotos bu yolun Frigya’dan geçip Halys’i (Kızılırmak) astıktan sonra, Kappadokia bölgesinden Klikya sınırlarına ulaştığını bildirir. Çağdaş araştırmacıların bir bölümü yolun Sardes’ten Keramon Agora (Susuz), Dorylaion (Eskişehir), Gordion (Yassı Höyük), Ankyra (Ankara), Tavion (Büyük Nefesköy). Komama Pontika (Tokat), Sebasteia (Sivas) ve Melitene (Malatya) üzerinden güneydoğuya doğru uzandığına inanırlar. Bazıları ise bu güzergahı Sardes, Denizli yakınlarındaki Kydrara, Kelainai (Dinar), Ikonion (Konya), Mazaka (Kaisareia/Kayseri), Elbistan ve Melitene olarak belirler. Perslerin Kral Yolu’ndan başka, M. Ö. 9-7. yüzyıllar arasında kullanılmış bir başka Kral Yolu’nu Asurlular yapmıştır. Asurca Harran Sarri adini taşıyan bu yol güneydoğuda, bugün Irak’taki Musul yöresinden, Fırat Vadisini izleyerek, Urfa yakınındaki Harran kentine doğru uzanmaktaydı. 

BAHARAT YOLU

Baharat Yolu veya Cadde-i Baharat (Buhur Yolu) da denir, kervanların geçtiği en eski yollardan biri bu yol Hadramut şehrinin baharat ormanlarından baslar. Sibue nehrini geçer, Katban’dan Moarab ve Moin’e vararak oradan Kızıldeniz’e paralel Neptîlerin başşehri olan Petra’ya ve ayni zaman da Mekke’ye varırdı. Burada 3 kola ayrılırdı: birincisi Filistin ve Fenike limanlarına, Sayda ve Sam şehirlerine. İkincisi Beyn-ül Nehreyn’den Niova’ya; üçüncüsü Sina Yarımadası’ndan Mısır’a ulaşırdı. Görünüşte bu yolun can damarı Hadramut ve Yemendi. Buralarda Moin ve Saba hükümdarları ve onların soyundan gelen Hamir padişahları baharat alışverişini tamimiyle kontrolleri altına almışlardı. Bu yolun çeşitli yerlerinde vergi almak için kaleler kurulmuştu. Çin Hindi’nden ve Afrika’dan ilaçlar, günlük ve baharat bu yoldan Arap yarımadasına gelirdi. Bu yolun adi bundan dolayı Baharat Yolu olmuştu. Gemiciliğin Kızıldeniz’de gelişmesiyle Baharat Yolu önemini yavaş yavaş kaybetti. 

KERVANSARAYLAR

Kervansaray, kentler arasında isleyen kervanların barınması amacıyla düzenlenmiş barınma yapısı. Han diye adlandırıldığı da olur; amma bu ad daha çok kent içi konaklama yapılarına verilmiş, bir süre sonra da anlam değişmesine uğrayarak alışveriş yapıları için kullanılır olmuştur. Eski Türklerin konaklama yapıları yaparak bunları islettiği bilinmektedir. İslam’dan sonra yayılmacı bir politika izleyen Arapların da, cihada giden askerlerin barınması için sınırlara yapılan ve ribat diye adlandırılan küçük kaleleri vardır. sinir ileri götürüldükçe iç bölgelerde kalan ribatların işlevi de değişti, konaklama yapıları olarak kullanılmaya başladı. Böylece Türk yapı geleneğiyle Islan dinini yayma düşüncesinin bir bireşimi niteliğindeki kervansaraylar ortaya çıktı. Bu yapıların sonraki örnekleri de yapım ve işlev açısından savunma yapılarına benziyordu. İlk Türk kervansarayları Gazneliler ve Karahanlılar döneminden kalmıştır. Büyük Selçuklularda ribat denen kervansaraylar yaptılar. Anadolu Selçukluları kervansaray yapma geleneğini sürdürdüler. Çoğu günümüze yıkıntı olaraktan kalmış olan bu kervansaraylar, barış zamanında kervanların konaklaması, savaş zamanında da askerlerin üslenmesi için kullanılırdı. Anadolu Selçukluların kervansarayları han yada sultan hani gibi adlarla da anılır. Bunların Türkistan’daki örnekleri gibi dört eyvanlı, üstü açık avlulu yapıları vardır. Bu türe örnek olarak 1. Izzeddin Keykâvus tarafından Antalya’dan 13 km uzaklıkta kurulan Evdir Han gösterilebilir. Avlusuz, üstü örtülü tür ise Anadolu’ya özgüdür. 2. Giyaseddin Keyhusrev tarafından Antalya-Alaiye (Alanya) yolu üstünde yaptırılan Sarapsa (Serefza) Han gibi tek şahinli bir örneği günümüze kalmıştır. Sahin sayısının beşe kadar çıktığı daha büyük kervansaraylar da vardır. Örnekler arasında 1239’da Antalya-Burdur yolu üstünde yapılmış olan İncir Han, 1246’da yapılmış olan Susuz Han ve Konya-Ankara yolu üstündeki 1330 tarihli Horozlu Han bulunur. Biriyle ikincisinin karışımı olan bir üçüncü tip de ikiye ayrılır. İlki, avlulu bölümle üstü örtülü bölümün uç uca eklendiği türdür. 1. Alaeddin Keykubad tarafından 1229’da Konya-Niğde Aksaray arasında yaptırılan Sultan Han bu türe girer. İkincisi ise Avlulu bölümle kapalı bölümü kaynaştıran türdür. Bununda örneği gene 1. Alaeddin Keykubad tarafından 1232’de Antalya-Alaiye (Alanya) yolu üzerinde yaptırılan Alara Han’dır. Kentler arası yollar üzerinde bulunan kervansaraylar. Osmanlı döneminde önemini yitirmiş, yerlerini daha çok kent içi konaklama yapılarına bırakmıştır. Buna karşılık 17. yüzyıl’a değin İran’da Isfahan yakınlarındaki Mayir, Netenz, Sultaniye-Tebriz yolu üzerinde Sebil, Isfahan-Şiraz yolunda Dehbid gibi kare ve sekizgen planlı kervansaraylar yapılmıştır. Klasik kervansaray kalın ve yüksek duvarlı bir yapıdır, duvarları boyunca ve köselerinde payanda kuleleri olur. Yapı kütlesinden hem ileriye, hemdi yukarıya tasan görkemli bir tas kapıdan içeriye girilir. Avluda, yerden yükseltilmiş küçük bir oda biçimindeki köşk mescidi bulunur. Gene bu avluya bakan birde hamam vardır. Sahinlara ayrılan kapalı bölümü, ortasındaki bir aydınlık fenerinden ışık alır. Vakfiyelerden kim olursa olsun her konuğun üç gün ücret ödemeden kervansaraylar da konaklayabildiği öğrenilmektedir. 

SULTAN HAN

Sultan Han, Konya-Aksaray yolu üzerinde, Aksaray’a 33 km uzaklıktaki Sultan Han kasabasında, Anadolu Selçuklu Sultani 1. Keykubad’in yaptırdığı kervansaray. Mimar Muhammed bin Havlan el-Dimiski tarafından yapılmış, 1228/1229 da tamamlanmıştır. Boyuna dikdörtgen planlı (49m x 64m) avlulu bir bölümle, bunun güneydeki kısa kenarına bitişik gene boyuna dikdörtgen planlı (32m x 52m) kapalı bir bölümden oluşur, 116 metre boyu ne 4. 800 metrekare alanıyla Anadolu’daki Selçuklu kervansaraylarının en büyüğüdür. Yalnız doğu cephesi bir kaç mazgal pencereyle delinmiş. Sağır beden duvarları ve payanda kuleleriyle kaleye benzeyen kütlesel bir yapıdır. Kuzey cephesinin ortasındaki, tas oyma zengin geometrik örgelerle bezeli anıtsal taç kapının ortasındaki eyvan avlulu bölüme açılır. Avlunun sol (doğu) kenarı boyunca, sivri tonozlarla örtülü bir sıra oda uzanır. Sağ (batı) kenarında ise, avluya bakan cepheleri açık bırakılmış bir sıra sivri tonozlu mekan yer alır. Bunlar birbirine ikişer kemer aralığıyla bağlanır. Ortasında, dört ayak üstünde kare planlı bir köşk mescidin yükseldiği avlunun dördüncü (güney) duvarındaki taç kapıdan kapalı bölüme geçilir. Burası dörder ayaklı sıralarla doğu-batı doğrultusunda dokuz sahına ayrılmıştır. Tam ortada, taç kapının arkasından başlayıp güney duvarına kadar uzanan ve yüksek bir sivri tonozla örtülü bir orta sahın enine sahınları keser. Bu sahının tam ortası, tepede sekizgen kasnaklı bir kubbeyle belirtilmiştir. Kubbenin üstü dışarıdan sekizgen piramit biçimindeki bir külahla örtülüdür. 

Bu sayfayı değerlendir!
[Total: 0 Average: 0]
Kategoriler: