Bilen ve bilinmeyeni ile Harran

Harran Tevrat’ta geçiyoru mu? Harran’da eski dinler hangileri? Harran ile ilgili bilgiler. Harran tarihi.

Harran ekolu nedir? Harran ekolu ne demek? Harran evleri hakkında bilgi? Harran evleri mimari özellikleri,

Tevrat ve Harran

Tevrat’ta “Haran” olarak geçen yerin burası olduğu söylenir. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamber’in torunlarından Kaynan’a veya İbrahim Peygamber’in kardeşi “Aran”a (Haran) bağlarlar. XIII.yy tarihçilerinden İbni Şeddad, Hz. İbrahim’in Filistin’e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu, bu nedenle Harran’a Hz. İbrahim’in şehri de denildiğini, Harran’da İbrahim Peygamber’in evinin, adını taşıyan bir mescidin, O’nun otururken yaslandığı bir taşın var olduğunu yazmaktadır.

Harran adı nereden geliyor?

Harran tarihiyle ilgili en doğru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulara dayanmaktadır. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari’de bulunan MÖ II. bin başlarına ait çivi yazılı tabletlerde “Har-ra-na” veya “Ha-ra-na” şeklinde rastlanmaktadır. Kuzey Suriye’de Ebla’da bulunan tabletlerde ise Harran’dan “Ha-ra-an” olarak bahsedilmektedir. MÖ II. binin ortalarına ait Hitit tabletlerinde, Hititlerle Mitannilerarasında yapılan bir antlaşmaya Harran’daki Ay Tanrısı’nın (Sin) ve Güneş Tanrısının (Şamaş) şahit tutulduğu belirtilmektedir.

Tüm bu tarihi belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, Harran adı 4000 yıldan beri değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Harran adı, Sümerce ve Akatça “Seyahat-Kervan” anlamına gelen “Haran-u” dan gelmektedir. Bazı kaynaklar bu kelimenin “kesişen yollar” veya “şiddetli sıcak” anlamına geldiğini de kaydetmektedirler. Gerçekten de Harran Kuzey Mezopotamya’dan gelerek batı ve kuzey batıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asurlu tüccarların önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Mezopotamya’dan Anadolu’ya olan ticaret akışının binlerce yıl Harran üzerinden yapılmış olması bu tarihi kentte zengin bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.

Harran’da dini inanışlar nerlerdi?

Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya’daki Asur ve Babililerin Politeist (çok tanrıcılık) inancına dayanan Paganistliğin (Putperestlik) önemli merkezlerinden olması yönüyle de ünlü idi. Bu nedenledir ki Harran’da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir. Babiller döneminde “tanrıların efendisi-rabbi” olarak adlandırılan ay tanrısı “sinPaganların en büyük tanrısı olma özelliğini asırlar boyu devam ettirmiş ve Romalılar döneminde “Mar Alahe” olarak adlandırılmıştır. İslam kaynaklarında “Harraniler” (Putperestler) adıyla anılan bu dinin mensuplarının bir kısmı, Abbasi Halifesi Memun’un Kuran’da geçen bir dini seçin” zorlaması üzerine Hristiyan, bir kısmı da Müslüman olmuş, önemli bir kısmı ise “Hiç kötülük etmeyen yüce bir yaratıcının varlığını kabul eden ve Kuran’da ehl-i kitapla beraber üç defa zikredilen, İslam hukukçularına göre Hristiyan ve Musevilerle aynı hukuki haklara sahip olan güney Mezopotamya’daki Sabiilerin monoteist inanç sistemini benimsemiştir. Sabiizmi benimseyen bu grup “Harranlı Sabiiler” olarak anılagelmiştir.                      

Urfa’nın Hristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesine karşılık, Harran Sabiilerin merkezi olmuş ve Hristiyanlar Harran’a putperest şehri anlamına gelen “Hellenopolis” adını vermişlerdir. Sabiiler Harran’daki varlıklarını MS XI. YY’a kadar sürdürmüşlerdir. 

Harran ekolu nedir?

Dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden birisi Harran Ekolü dür. İlk çağdan beri varlığı bilinen Harran Üniversitesi’nde dünyaca ünlü bir çok bilgin yetişmiştir. Abbasi hükümdarı Harun Reşit zamanında “Harran Üniversitesi” dünyaca büyük bir ün kazanmıştır. 

Harran Tarihi – Kimler geldi kimler geçti?

Cüllab ve Deysan ırmaklarının suladığı kuzey Mezopotamya düzlüğünde bulunan Harran Ovası tarihte bir ağ gibi su kanalları ile örülmüş bir tarım sahası idi. 1184 yılında Harran’ı ziyaret eden Seyyah İbni Cübeyr, burasının gölgelik ve ağaçlık olduğunu, çeşitli meyve ve sebzelerin yetiştiğini, uzun süren bir kuraklık sonucunda ise harap olduğunu yazmaktadır. 1242 yılında Harran’a gelen İbni Şeddad şunları yazmaktadır: “Deysan ve Cüllab nehirleri arasında kurulmuş olan şehirdeki imalathanelere Cüllab nehrinden su gelirdi. Cüllab, Diphisar adlı bir köyden çıkar ve Harran’ı sulardı. Nehrin suları şehrin bazı evlerine kadar ulaşırdı. Harran’da 14 hamam vardı. Devlet ovadaki sulamadan 170 000 dirhem vergi alıyordu”.

Fatımiler, Zengiler, Eyyubiler ve Selçuklular gibi Türk-İslam devletlerinin yerleşmesine sahne olan Harran, 1260 yılı başlarında Moğollar tarafından işgal edildi. 1270 yılında Moğollar burayı ellerinde tutamayacaklarını anlayınca Camini, surlarını ve kalesini yakıp yıkarak kenti tahrip ettiler. Halk  Mardin, Dimaşk (Şam) ve Haleb’e kaçtı. Etraftaki göçebeler tarafından işgal edilen tarihin bu altın şehri bir köy haline geldi ve o muhteşem günlerine bir daha dönemedi.

1518 tarihli tapu tahrir defterlerinden, Osmanlı döneminde Harran’ın 250-280 nüfuslu bir köy olduğu anlaşılmaktadır.

Cumhuriyet döneminde Akçakale İlçesi’ne bağlanan Harran, GAP Projesinin Bölgeye getireceği canlılık göz önüne alınarak 1987 yılında çıkartılan bir kanunla ilçe haline getirildi.      

MİMARİ ESERLER

Yazılı kaynaklarda adı geçen mimari eserler   

Çeşitli kaynaklardan anlaşıldığına göre Hz.Ömer zamanında İyaz Bin Ganem tarafından 640 yılında fethedilen Harran’da ilk Islami eserler inşa edilmeye başlanmış, Emevi başkentliği yaptığı dönemde (744-750 II.Mervan zamanı) imar faaliyetleri hızlanarak şehir mimari eserlerle donatılmıştır.

1127 tarihinde İmadeddin Zengi’nin Harran’ı almasından sonra, Zengi’nin oğlu Nureddin Mahmud ve Selahaddin Eyyubi zamanlarında şehirde medrese, hastane, çarşı, hamam gibi çok sayıda mimari eserin inşa edildiğini, miladi 1175 depreminde zarar gören yapılar ile Ulu Cami’nin restorasyonunun yapıldığını yine çeşitli kaynaklardan öğrenmekteyiz.

640-1242(Eyyubiler devri) Harran’a vergilerin teftişi için gönderilen tarihçi İbni Şeddad, şehirde Balat Hamamı, Kilise Hamamı, Reis Hamamı, Şeyh Hamamı, Sebba Hamamı, Ali Hamamı, Veliyat Hamamı ile şehrin dışında büyük kapı (Halep kapısı) önünde iki, Yezid kapısı önünde iki hamam olmak üzere Harran’da toplam 14 hamamın bulunduğunu söylemektedir.   

Günümüzde şehir surları içerisinde kalan alan üzerinde adeta yerden fışkırır durumda yüzlerce mimari eserin temel kalıntıları görülebilmektedir. Bunların en önemlileri Ulu Cami’nin kuzey doğusunda yer alan ve Rice tarafından “Mervan Evi” olarak adlandırılan ve bunun kuzey doğusundaki ca mi ve kilise kalıntılarıdır. 

Kazılarda bulunan ve günümüzde ayakta olan mimari eserler

HÖYÜK

Şehrin ortasında yer alan 22m yüksekliğindeki höyük oldukça geniş bir alana yayılmıştır. MÖ III. Binden MS XIII. YY’a kadar. Kesintisiz olarak iskan edilen Harran Höyüğü, içerisinde çeşitli devirlere ait mimari kalıntıları ve bölgenin tarihini gün ışığına çıkartacak belgeleri barındırmaktadır. Höyükte ilk araştırmalara 1951 yılında başlanmıştır. Bu araştırmalar aralıklarla 1956 yılına kadar devam etmiştir.

SİN MABEDİ

Babil dönemine ait ünlü Sin Mabedi, Harran’da inşa edildiği bilinen en eski anıtsal eserdir. Yeri kesin olarak tespit edilemeyen Sin Mabedi’nin Höyükte, iç kalede yada Ulu Caminin yerinde olduğu konusunda değişik fikirler ileri sürülmektedir.

İLKÇAĞ HARRAN ÜNİVERSİTESİ

İlkçağdan beri varlığı bilinen ve miladi 718-913 tarihleri arasında bilim ve sanatta doruk noktaya ulaşan Harran okulunun(üniversite) İslam öncesi ve İslam devrindeki yeri bugünkü kalıntılar arasında tespit edilememiştir. Devam etmekte olan kazılardan elde edilecek bulgular bu konuyu açıklığa kavuşturacaktır.

ŞEHİR SURLARI

Elips şeklindeki Harran şehri, bazı kaynaklara göre 8, bazı kaynaklara göre 6 adet kapısı 187 adet burcu olan, kesme taşlardan inşa edilmiş surlarla çevrilmiştir. Surların dışında yer alan ve günümüzde toprakla dolmuş olan hendeğin eskiden su ile dolu olduğu bilinmektedir. Şehrin güney-doğu köşesinde kesintiye uğrayan surların yerini iç kale tamamlamaktadır. Harran surları günümüzde yer yer yıkılmış olmasına rağmen çepeçevre izlenebilmektedir. Kapılardan sadece Halep kapısı ayaktadır.

KALE

Şehrin güney doğusunda yer alan iç kale, surların o kesimdeki parçasını oluşturmaktadır. Hemen hemen bütün kaynaklar kalenin yerinde bir sabii mabedinin bulunduğundan söz etmektedirler. İslam kaynaklarında kaleden ilk kez bahseden el-Mukaddesi, burasının Kudüs kalesi gibi taştan yapıldığını, güzel ve sağlam olduğunu söylemektedir.

Düzensiz dikdörtgen planındaki Harran Kalesi’nin dört köşesinde oniki gen birer kule bulunmaktadır. Bunlardan kuzeybatıdaki kule tamamen yıkılmıştır. Güneydoğudaki kulenin dış kısmı yıkılmış olup iç kısmı ayaktadır. Güneybatıdaki ve Kuzeydoğudaki kuleler ise kısmen ayaktadır.

ULU CAMİ

Harran höyüğünün kuzeydoğu eteğinde yer alan Ulu Cami, Anadolu’nun ilk anıtsal Cami, ilk revaklı avlulu ve şadırvanlı Cami, en zengin taş süslemeli Cami olma gibi daha birçok özelliklere sahiptir. Çeşitli kaynaklarda “Cennet Cami” veya “Cuma Cami” adlarıyla geçen Harran Ulu Cami ile ilgili en eski bilgileri İbni Cübeyr bize şu cümlelerle aktarmaktadır. “Cami ağaç direklerle ve kemerlerle tavanlanmıştır. Direklerin uzunluğu 15 adım tutar. Ve mermer döşemenin üstünde boydan boya uzanır. Bu camiden daha geniş kemerli olan cami görmedim. Camide 19 kapı vardır. Ve bu kapıların hepsi ağaçtan olup son derece süslü ve ustaca yapılmış kilitleri vardır.”

İbni Şeddad, caminin esasının sabiilerin büyük ay mabedi (sin mabedi) olduğunu, Hz.Ömer zamanında islam orduları komutanlarından İyaz Bin Ganem 640 yılında şehri alınca bu mabedi camiye çevirdiğini, sabiilere kendi mabedlerini yapmaları için başka bir yer verdiğini söylemektedir.

ŞEYH YAHYA HAYAT EL-HARRANİ TÜRBESİ VE CAMİİ

Şeyh Yahya Hayat El-Harrani XII.yy.da Harran’da yaşamış ve 1185 tarihinde burada vefat etmiş büyük bir islam alimidir. Şeyh Hayat’ın türbesi ve bunun güneyine bitişik olan camisi Harran şehir surlarının kuzeybatı dışarısındaki mezarlık alanındadır.Türbe ve caminin günümüze kadar önemli değişiklikler geçirdiği duvar ve payelerdeki izlerden anlaşılmaktadır. Dört paye ve kemerler üzerine oturtulmuş tromplu bir kubbenin örttüğü türbede Şeyh Hayatın sandukası bulunmaktadır.Türbenin doğu tarafında giriş kısmı olarak kullanılan kubbeli ikinci bir mekan inşa edilmiştir. Türbe ve girişin güney tarafına bitişik olarak ikişerli sıra halinde 4 kubbenin örttüğü cami bulunmaktadır. Camiye giriş doğu cephesindeki taç kapıdan yapılmaktadır. Kapı üzerindeki kitabede bu türbenin Hayat İbni Kays’ın oğlu Omar’ın emri ve kız kardeşinin oğlunun eliyle 592-1195 tarihinde yaptırıldığı yazılıdır.

TARİHİ MEZARLIKLAR

Harran’da biri surların batı dışarısında Şeyh Hayatın Türbesinin bulunduğu yerde, diğeri surların doğu dışarısında olmak üzere iki mezarlık bulunmaktadır. Bunlardan Şeyh Hayatın türbesinin bulunduğu mezarlıkta süslemeler dikkat çekmektedir. Harranın tarihindeki esas İslam mezarlığı surların doğu dışarısında yer almaktadır.Ancak bu mezarlık tamamen kaybolmuş, sanat değeri olan, süslemeli ve kitabeli, şahideler toprak altında kalmıştır. Son yıllarda bu bölgede yapılan ev inşaatlarının temel kazılarında bu mezar taşlarına sıkça rastlanılmaktadır.      

GELENEKSEL HARRAN EVLERİ

Harranın en çok ilgi çeken yanı bindirme tekniğinde yapılmış külah biçimindeki konik kubbeli evleridir. Kubbeli evlerinin tarihinin damlı evler kadar eski olduğu bilinmektedir. Musul, Tiflis ve Kıbrısta yapılan kazılarda rastlanılan kubbeli ev bulguları MÖ VI. Bine tarihlenmektedir. Günümüzde Akdeniz çevresinde, bilhassa Güney İtalya’nın Apulya bölgesinde hem kentsel, hemde kırsal alanda Harran evlerine benzeyen ve “Turullo” denilen bindirme kubbeli çok sayıda yapı bulunmaktadır. 

İskoçya, İspanyanın Aragonya bölgesinde, İran, Afganistan, Çin, Bolivya ve Peru’da kerpiçten, Etna eteklerinde lavlardan yapılma kubbeli evler vardır. İçinde bulunduğumuz yüzyılın başında yapılan araştırmada Anadolu’da kubbeli evlerin yoğun olduğu iki bölge tespit edilmiştir. Birinci bölge Urfa-Birecik arası ikinci bölge olan Urfa-Akçakale arasında ise Harran ve çevresindeki birkaç köyde kubbeli evler bulunmaktadır.Ancak Harran evleri bu evlerden farklı olarak tuğla kubbelerle örtülmüştür. Bunun en önemli iki nedeninden birincisi bölgenin çöl olması nedeniyle örtüde kullanılacak ağaç malzemenin bulunmayışıdır. İkinci neden ise Harran harabelerinde bol miktarda bulunan tuğla malzemedir. Harranda ki kubbeli evler son 150-200 yıl içerisinde inşa edilmiştir.

1979 yılında Arkeolojik ve kentsel sit alanı olarak tescil edilen ve kubbeli evleri korumaya alınan Harranda, ören yerinden malzeme toplanması, her çeşit inşaatın yapılması, kanal açılması yasaklanmıştır. O tarihlerde 960 adet kubbeli ev sayılan Harranda bu sayı dondurulmuştur.

Harran kubbeli evlerin yüksekliği içerden en çok 5 metreye varan kubbeler, 30-40 tuğla dizisi ile örülmüştür. İkili, üçlü ve altılıya kadar varan kubbe gruplar içerden kemerlerle birbirlerine bağlanarak genişçe mekanlar elde edilmiştir. Kubbeler örülürken yanlara belli aralıklarla tuğla çıkıntılar yerleştirilmiş ve kubbenin tepesi açık bırakılmıştır. Tuğla çıkıntılar kubbenin tamiri ve gerektiğinde yağışlı-soğuk havalarda tepedeki deliğin kısmen veya tamamen kapatılabilmesi için tırmanmaya yaramaktadır. Kubbenin tepesindeki açıklık, içerdeki dumanın dışarı çıkmasını sağlayan baca ve ışıklık fonksiyonu görmektedir.vÖrgüleri düzensiz bir şekilde balçık harçla bağlanan kubbe ve duvarlar içerden dışardan yine bu harçla sıvanmıştır. 

Bölge iklimine uyumlu, yazın serin, kışın sıcak olan kubbeli Harran evlerinde tavukların daha çok yumurtladığı, at gibi bazı hayvanların daha uysal olduğu, kuru soğanların çabuk filizlendiği köylüler tarafından söylenmektedir.

Bu sayfayı değerlendir!
[Total: 0 Average: 0]